www.edremit.nerededir.com
 
ne@nerededir.com
 

> Balıkesir Otelleri Nerededir ?

> Altınoluk Nerededir ?

> Akçay Nerededir ?

> Alaçatı Nerededir ?

Edremit kuruluşundan bugüne; Edremit, Gümüşdere, Sarmansuyu gibi adlar almıştır. "Edremit" ismi, en eski olanıdır. "Gümüşdere" adının neye bağlı olarak konulduğu bilinmemektedir. "Sarmansuyu" adı; Şamram Kanalından esinlenerek konulmuştur. Merkez belediye bu adla kurulmuştur. En son ve kalıcı olarak "Edremit" üzerinde karar kılınmıştır.
Edremit kelimesi Arapça'dan alınmadır. "Erd=yer, met=uzun anlamında. İki hecenin "Erd+met" birleşmesi "uzun yer" anlamı manasına gelmektedir. Başlangıçta "erdmit" olarak telaffuz edilen bu kelime zamanla halk ifadesinde inceltilerek bugünkü "Edremit" adını almıştır.
Edremit'te çeşitli kavimlerin yanında Kaldi Kehaldiler (Urartular), Asuriler, Menuas kavimleri, Semiramis sülaleleri yerleşmiş olabileceği, daha sonraları, doğudan gelen Sasaniler, Müslüman Araplar M.S., XII. yy. ortalarında Van ve yöresini hakimiyetleri altına aldıkları bilinmektedir. Müslümanlarla Bizans Devleti arasında elden ele geçen Van ve yöresinde, Ermeni asıllı beyler de kısa da olsa hakimiyet kurmuşlardır. Müslümanların Bizans'a karşı Selçuklulardan yardım istekleri üzerine (1071), Malazgirt Zaferinden sonra Van ve yöresi Türklerin (Selçuklular)'ın eline geçer.
Van ve yöresinde beyliklerin hüküm sürdüğü, 1387'de Timur'un Van Kalesi'ni zaptı ile beyliklerin son bulduğu (Urartu Krallığı M.Ö. 840-600 yılları arasında hüküm sürmüşlerdir) görülür.

EDREMİT'İN TARİHİ
A) M.Ö. TARİH DÖNEMİ
1. Demir devri-Yontma taş devri
2. Urartular devri
3. Çeşitli kavimlerin geçişleri.
B) M.S. TARİH DÖNEMİ
1. Selçuklular devri.
2. Osmanlılar devri.
3. Cumhuriyet dönemi.
EDREMİT'İN TARİHSEL GELİŞİMİ
Van-Edremit ve çevresi çok eskilere dayanan bir tarihi geçmişe sahiptir. Van'a 18 km. yakınlıkta olan Edremit'in kesin kuruluş tarihi bilinmemekle beraber; Van'ın tarihine ve Menua (Şamram) kanalının yapım tarihine bağlı olarak düşünüldüğünde M.Ö. 900. yıllara uzandığı görülür. Bu tarihlerde Edremit, Urartu Devleti bünyesinde tarih sahnesine çıkar. Başlangıçta demir devrini yaşayan Urartular; Kadembastı'da Şamram kanalının güneyindeki tepede, yerden yüksekliği 10-12 m. olan "Kız Damı" (çevrede Dev Damı diye adlanır) mağarası; içinde sütunlar, ocaklar, güneyden çıkış yolu, kuzey- aşağı tualet kanalı bile oyulmuş. Ancak kime ait olduğu bilinmeyen bu mağara; prehistorik döneme (tarih öncesi) ait olduğu bilinmektedir. Edremit'e yerleşimin bu dönme dayandığının başka bir kanıtı, Şamram Kanalı istinat duvarlarındaki (Hatt-ı çiviler) çivi yazılarıdır.
URARTULAR DEVRİ
Urartulardan öncede çeşitli kavimlerin Edremit üzerinden batıya transit olarak geçtikleri kesindir. Asurlular v.b. çevredeki tarihi eserlere bakılınca, ağırlıkta Urartu'ların Edremit'de hüküm sürdükleri görülür. (Şamramın Kanalı, Alniunu taş ocakları atölyeleri v.b) Aslında Urartu Devleti (krallığı) Asurlular saldırılarına kadar bir bütün halinde yani bir devlet yapısında değildir. Asur saldırılarına karşı birleştikleri ve başlarında Lutipris'in oğlu I. Sarduris'in geçtiği dönemlerde bir devlet görünümü çizmişlerdir. Saldırılar karşısında bütünlüğünü korumasını bilen Urartu'lar Asurlu'lara karşı koyarak Asurlular'ı püskürtmeyi başarmışlardır. (M.Ö. 900. asrın beşinci yarısında.)
Urartular'ın hüküm sürdükleri M.Ö. 900-600. yüzüncü tarihler arasında; uygarlıkta, devlet teşkilatında, dil ve yazıda, yaşayışlarında, yapı ve mimarlıkta, sulamada, tarımda; günümüzde bile büyük bir hayranlıkla izlenen örnekleri akıllara durgunluk vermektedir. Büyük bir hayranlıkla izlenen Urartu Sulama kanalları, Urartular'dan sonra Doğu Anadolu Bölgesinde, Urartu krallığının yapmış olduğu (yeniçağ dahil, hiçbir uygarlık) kadar sulama kanalı, göller ve baraj inşa edilmemiştir. Bundan önemlisi 2800 yılından beri çalışan bu su tesislerinin benzerine, dünyanın hiçbir yerinde rastlanılmamaktadır. İlginç inşa tekniğinin tarihsel gelişimi büyük bir önem taşımaktadır.
Doğu Anadolu Bölgesi, en şiddetli deprem kuşağında yer almaktadır. Bu bölgede bulunan Urartu, Ermeni, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu Beylikler ve Osmanlı Devleti dönemlerine ait anıtsal mimarı yapıların depremlerden büyük ölçüde etkilendikleri görülmektedir. Hele Doğu Anadolu Bölgesindeki Roma ve Bizans dönemi su tesisleri vukuu bulan depremin etkisinden dolayı sanki kartondan yapılmış bir duvar gibi paramparça olmuşlardır. Örneğin Van'ın 10 km, doğusunda yer alan ve günümüzde "Faruk Bendi" olarak isimlendirilen Roma-Bizans dönemi su tesisleri depremden sadece kalıntıları görülmektedir.
Oysa, Urartu sulama yapıları, sanki günümüzde inşa edilmiş kanısını uyandırmaktadır. En büyük örnekleri: ?Menua-Şamram kanalıdır.
Urartu krallığının ulaşmış olduğu teknolojik ilerlemenin temelinde özellikle madencilik endüstrisinin göstermiş olduğu gelişmenin çok büyük bir etkisi olmuştur. M.Ö. l. Yüzyılının ilk yarısında Urartu krallığı; Anadolu, ön Asya, dünyanın en büyük madenci toplumuydu. Sulama kanallarının açılmasında, duvarlarında kullanılan milyonlarca m2 taşın çıkarılmasında, kolay ve çabuk işlemesinde önemli bir rol oynadığı ortada, Demirden yapılan yüzlerce; kazma kürek balyoz, kaldıraç (mancılık) murç v.b. araç ve gereçler Urartu'ların maden devri, madencilikte göstermiş oldukları ilerlemeyi kanıtlamaktadır. Hem de iklim koşulları yüzünden yıllık çalışma süresi ?5? ayı geçmeyen bölgede (D. Anadolu Böl.) bu kısa çalışma süresi içinde sulama kanalları, baraj ve gölet inşa ediyorlardı.
Urartu mimarlık anıtlarının olağan üstü denilecek ölçüde başarılı bir şekilde inşa edilmesi ortaçağ ve Osmanlı hükümeti dönemi mimarisi ve mühendisliğinde, geleneksel olarak etkilemiştir. 17. yüzyılın ortalarında Urartu krallığının başkentliğini yapan VAN Kalesi'ni ziyaret eden Ünlü Türk gezgini Evliya Çelebi hem Van Kalesi'ndeki Urartu dönemi kaya işçiliğini büyük bir övgüyle anlatmış, hem de Van'ın çok başarılı mühendisler yetiştirmekle ünlü olduğunu şu cümleyle belirtmektedir.
"Ustad Mühendisleri, yapıcıları vardır ki; benzerleri ancak Sakız' da ola"

Doğu Anadolu bölgesinde şimdilik iki ünlü sulama kanalı bulunmaktadır. Bunlardan bir yaklaşık "170" yıldan beri bilinmesine karşın yeterli derecede araştırılmayan Menua (Semiramis) Kanalı, diğeri, yakında keşfedilen Ferhat Kanalıdır.

> Video Teknolojili Firma Rehberi

> Video Teknolojili Otel Tanıtımı

> Video Teknolojili Dersane

> Video Teknolojili İşletme Tanıtımları

> Video Teknolojili Bireysel Mesaj


URARTULAR'DA GÖZLENEN FARKLI MEZARLAR VE İNANIŞLAR: (EDREMİT - DİLKAYA HÖYÜĞÜ VE MEZARLIKLARI) ÖLÜ YAKMA
Çeşitli halk topluluklarının ölü gömme geleneğine bağlı olarak gelişmiş olması doğaldır. Ancak Urartu'larda farklı ekonomik yapıdaki kişilere ait mezarlar; kalite ve mimari açıdan da farklıdır. Basit mezarlar toprak ve taş mezarlardır. Dukaya mezarlık alanında görüldüğü gibi. Ölülerin yakılarak bir ÜRNE içine konulması. Yakma daha ziyade fakir halk tabakası tarafından benimsendiği önerileri yaygındır. Dukaya mezarlık alanında aynı oda mezar içinde inumasyon ve kremasyon uygulamasının aynı anda var olduğu kanıtlanmıştır. Oda mezarlarda aynı aileye ait olması olasılığı ve aynı aileden farklı kişilerin farklı şekilde gömüldüklerini arkeolojik bulgular göstermektedir. Oda mezarlarda eski ölülerin iskeletlerinin geriye itildiği, yeni ölülerin öne alındığı, Urartu Krallık öncesi dönemde de yaygın olduğu bilinmektedir. Bulunan mezar tesbitlerinde: Mezarın uzunluğu 3.30 ile 4.50, genişliği 1.50 ile 2.30 m. arasında değişmektedir. Toprak çukurlar içine taş ile örtülmüştür.
Yükseklik 2.5 m. ihtimalinde. Mezarın güney batı dar yüzünde bir dromos yer alır. Dromos ile mezar odası arasındaki dikine duran saltaşı kaldırarak farklı zamanlarda gömme yapmak mümkündür. Ölüye armağan olarak çanak, çömlek gömülür. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan veriler: Urartu mezar mimarisinin, erken demir çağ ötesine gittiği bilinmektedir. Merasimle gömülen ünlülerin betimli adak eşyaları: kemer, miğfer, mühür gibi kişisel eşyalardır.
Ölü Yemeği
Urartu'larda, ölünün gömüleceği mezarın türü ne olursa olsun dini bir merasim olasılığı görülmektedir. Mühür üzerindeki betimlemelere göre, ölü mezarlığa bir tabut veya araba ile getirilmekte, gömülerin mezar kapağından, kabartmalardan anlaşılacağı üzere kurbanlık için, boğa, keçi tercihi görülür. Kesilen hayvanın bir kısmı pişirilerek merasime katılanlara, bir kısmı da çanak ve tabaklarda ölünün yanına konulur. Bu bulgular ilk kaya mezarlık alanında taş ocaklar ve at nalı şeklinde tandırlar bulunarak kanıtlanmıştır
Menua (Şamram Kanalının) Çıktığı Kaynak
Tarihi Şamram Kanalı, Gürpınar ilçesi Yukarı Kaymaz (Mejingir) köyü; (adı geçen bu köy Gürpınar'ın mahallesi olmuştur.) Zernek barajından Gevaş ilçesine giden kanalın kuzey bitişiğindedir. Kaynak sakinleri bu büyük su menbaasına "Başbulak" söylemektedirler. Bu kaynaktan çıkan su, (37x38 m.) büyüklüğünde bir depoya alınmış. Bu depodan bir bölümü Menua-Şamram kanalına, bir kısmı ikinci bir depoya alınmış olup, Van'a içme suyu olarak gitmektedir. Artan üçüncü kısmı ise "Havasor Gürpınar-Gevaş arasındaki ovaya verilmektedir. Depodaki su kireçsiz ve çok soğuktur. Ancak geçtiği topraklardan kireç almaktadır. Kireçsiz olduğunu içindeki taşların beyazlaşmadığına bakarak ifade edebilmekteyiz.
Menua (Şamram Kanalı Aşağı Kaymaz'da Engil (Dönemeç) Çayı üzerinden geçirilmiştir. Bu Urartu'lar dönemine rastlar. Ne acıdır ki, akıllara durgunluk getiren bu köprü üzerinde yazılı kitabe insanlarımız tarafından bilinçsizce kırılmış, yazı yok olmuştur. Çok daha sonra betondan yapılmış basit bir köprü aracılığı ile su Şamram Kanalına bağlanmıştır.
Menua (Semiramis/Şamram Su Kanalı)
Anadolu ve dünya su mühendisliğinin bir harikası olan ve 51 km. uzunluğundaki Menua Sulama kanalı, aynı zamanda "2800" yıllık ölümsüz bir aşk efsanesini de simgelemektedir. Kanalın çevresinde kral Menua (Yakl. Öl. M.Ö. 810-786) tarafından kızı Tariria için bugünkü Edremit'in güney-batısında asfalt yol ve Kız Damı arasında KADENBASTI mevkiinde yapay teraslar halinde yaptırılan asma bahçeleri, Asur kraliçesi Semiramis'in dünyanın yedi harikasından biri sayılan asma bahçeleriyle özdeşleştirilerek efsaneleştirilmiştir. Bu kanalın en az %70 km.'si Edremit'in içinden geçmektedir. Çağlar boyunca adını değiştirmeden varlığını sürdüren Şamram Kanalı günümüzde sevilerek söylenen halk Türkülerinde "EDREMİT VAN'A BAKAR, İÇİNDEN ŞAMRAM AKAR" dizeleriyle yaşamağa devam etmektedir.
Van'ın 50 km. güneyinde yer alan Gürpınar (Havasor) ovasından Urartu Krallığının başkentinin bulunduğu Van ovasına tatlı su taşıyan Menua Kanalı (Şamram Kanalı) geçtiği yerlerde yapılan tarıma hayat vermekte, kanal boyunca yaklaşık 5000 hektarlık araziyi sulamaktadır. Edremit-Kıyıcak köyü bitişiğinde 5 megavat gücünde elektrik bu su ile üretilmektedir.
Yapıldığı tarihten günümüze kadar "2800" yıldan beri kesintisiz olarak çalışan böylesine ölümsüz bir sulama kanalının benzerine şimdiye kadar Anadoluda ve dünyada rastlanılmamıştır.
Şamram Kanalı Van'ın en yüksek doruğunu oluşturan Başet Dağı'nın (3686 m.) batı yönünde dağın bir uzantısı olan kalker kayalıkların batı eteğinde yukarı Mejingir (Yukarı Kaymaz) Köyünün kuzey yönünde kalker kayalıklarının batı eteğinden çıkar. Taşıdığı su potansiyeli açısından Van bölgesindeki en büyük su kaynağını oluşturmaktadır. Kaynaktan çıkan su, saniyede 6-10 m3 arasında değişmektedir. 37x38 m. çapında bir alandan çıkan kaynağın benzerine bölgede rastlanılmamaktadır.
Kaynağın 23-24 m. güneybatısında kalker bir kayalığın büyük bir özenle şekillendirilmesiyle oluşturulan yüksek yazıt kaidesi üzerinde bulunması gereken çivi yazılı stel, ne yazıkki kaybolmuş, tahrip olmuş, ya da çalınmıştır. Ayrıca kayalığa oyulmuş benzer yazıt kaidesi Urartu Krallarından Ü. Ruso (Yakl. öl. M.Ö. 685-645) tarafından yaptırılan Ruso Barajı'nda da (Keşiş Gölü) bu barajın da kimin tarafından ve hangi amaçla yaptırıldığını anlatan bu önemli çivi yazılı stel. Almanya'ya kaçırılarak Berlin Pergamon müzesinde sergilenmektedir. Büyük olasılıkla bu kitabe kral Menua tarafından inşa kitabesi olması gerekmektedir.
Kaynaktan çıktıktan sora araziye açılan bir kanalla Gürpınar Ovası'nın sulanmayan kısmını sulamaktadır. Asıl olan ve kuzey yönüne doğru toprak bir kanalla alınan, küçük bir dere kadar hızlı akan kaynak suyu ise, Kuzeybatıya Van Ovası'na taşınan ve Osmanlı Döneminde yapılan (Aşağı kaymazda) 40 adet su değirmenini çalıştırdığı (çevrede bu değirmenler "çılaş denilmektedir) çoğunun bugün dahi kullanıldığı görülmektedir. Bunların Urartu keşifleri arasında olup, olmadığı kesin bilinmemektedir.
51 km, uzunluğundaki Menua Kanalı'nın en ilginç özelliği Doğudan-batı yönüne akarak Van Gölü'ne dökülen Engil Çayı (Dönemeç) nın üzerinden geçirilmiş olmasıdır. Ne yazık ki bu aşırtma kemerinin duvarlarının yıkılması, nasıl bir plana sahip olduğunun anlaşılmasını güçleşmiştir. Zamanımızda da anlaşılamamıştır. Görülen o ki kayalık ve dar bir boğazdan geçirilen, iri taşlardan yapılmış duvarların temel kalıntıları mevcuttur. Günümüzde aynı aşırmaz betondan basit bir kemer aracılığı ile su Engil Çayı üzerinden karşıya, kuzeye geçirilmiştir. Anlaşılan şu ki, tarihi araştırma kemeri yapılmadan önce suyun Engil Çayına, dolayısıyla Van Gölüne döküldüğü bir gerçektir. Ancak Urartuların Olağan üstü Mühendislik bilgilerini ortaya koydukları açıktır. Ortada beton su aşırtma kemerinin 200 m. kuzey-batısında, 14 m.. yüksekliğindeki kalker düzeltilmiş ön güney yüzüne yazılan çivi yazısı, kanal ile ilgili ilk;Urartu inşa yazıtını oluşturmaktadır. Ne yazıkki; kayanın çatlama sonucunda yazıtın yarısı son 90 yıl içinde kaybolmuştur. 19. yüzyılın sonlarında Menua Kanalı üzerinde araştırma yapan W. Belek ve C.F. Lehnıann-Hauptı'mn tesbitlerinde yazıtın sağlam olduğu görülmüştür. Bunun yanında Menua Kanalı boyunca 14 çivi yazılı kitabe daha kaybolmuştur. Bu kadar çok kitabenin yazılması bir sonsuzluk anıtım oluşturan kanalın kitabelerinin yok olması ihtimaline karşı önlem alınmalıydı. Bu tahrip, doğanın etkisi sonucunda olduğu gibi, insanlar tarafından bilinçsizce yok olmuştur, yapı malzemesi, define arayıcılar en büyük sebeplerdir. 16 satırdan oluşan son dört kitabe, kanalı yaptıran kral Menua'nın adından söz eder. Yazıtların sonucuna konulan beddua kısmı yoktur. Yazıtlardan dört uzununda aşağıdaki metin tekrar edilir.
"İşpuına'nin oğlu Menua, Tanrı Haldi'nin gücü sayesinde bu kanal'ı açtı. Adı Menu Kanalıdır. Tanrı Haldi'nin büyüklüğü sayesinde; Menua güçlü kral, büyük kral, Bianili ülkelerinin kralı, Tuşba Kenti'nin efendisidir. Menua derki, kim bu yazıyı silerse, kim onu tahrip ederse, kim bunu görürse, kim başkasına; "Bu kanalı ben açtım" derse O, Tanrı Haldi Tanrı Teişiba, Tanrı Şivini ve bütün tanrılar tarafından mahvedilsin güneş ışığından yoksun edilsin?Bu kitabelerin Halen mevcut Kadembastı kanal seddindeki duvralarda olduğu, kısmen tahrip oldukları görülmektedir.
Kalker kayalıklar oyularak açılan kanal suyu, önce batı, sonra güneye doğru devam etmiş. Ortalama 3,5-4 m. genişliğinde, 15-2 m. derinliğinde yer-yer değişmektedir. Araziyi sulamak için, güney kenarlarından oyularak açılan su savakları, günümüze kadar varlığını korumuştur (yakın zamanda DSİ Bölge Md. Ve bazı savaklar büngüyü boluhyu prize dönüştürülmüştür).
Güney-Doğusunda; iri taşlardan inşa edilmiş anıtsal duvar kalıntıları, Çayırbaşı Köyü yerleşim merkezinin önemini vurgulamaktadır.
Kral Menua'nın döneminde kurulduğu sanılan Çayırbaşı (Kerevanıs) yerleşim merkezinin en büyüğünü oluşturduğu, bu köyün, Gürpınar Ovası'ndan elde edilen tarım ürünlerinin depolandığı yer olarak bilinmektedir.
Kanalın bir seviyede seyri için arazinin elverişsiz olan derinliklerine yüksek destek (istinat) duvarları örülerek kanal yolu aynı seviyeye getirilmiştir. En yüksek istinat duvarları: l- Gülo Boğazı, 2. Kadenbastı mevkileridir. Bu duvarlardaki çivi yazıları kısa olup, şu cümleler tekrar edilmiştir. Tanrı Haldi'nin kudreti sayesinde İbpuinuoğlu Menua bu kanalı açtı. Adı Menua Kanalıdır.
Kaynağın çıktığı yerin deniz seviyesinden yüksekliği 1760 m.dir. Menua Kanalı'nın
Van Ovasında son bulduğu yerin deniz seviyesinden yüksekliği ise = 1700 m'dır. 51 km, uzunluğundaki kanal ortalama 10 / 10.000 - 3 / 10.000 arasında bir eğimle Van Ovasına su nakletmektedir.
Ortalama saniyede 2'5 - 3 M3 su taşıyan Menu Kanalı, Van Ovası'na taşıdığı su kapasitesi 75 milyon m3 ten fazladır. 1950'li yıllarda Van D.S.İ. Bölge Mühendisleri ölçüm ve onarım çalışmalarında Urartu döneminin kanal güzergahı'nın değiştirilmemesi kanaatına varmışlardır.
Urartu atölyesini oluşturmaktadır. 51 km'lik bir kanalın oyularak su geçirilmiştir.
Arazinin kullanışsız olan yerlerine yapılan destek duvarlarının yapımında kullanılan milyonlarca m3 taş "EDREMİT" ve "HARABEDAR" mevkilerinden kalka- taşı ocaklarından elde edilmiş, 1,5 ve 2,5 m. yükseklikteki taşların yalnızca dış yüzleri kabaca düzeltilmiştir Edremit'in güneyinde ise ünlü ?ALNİUNU KENTİ? ve atölyesi bulunmaktadır. Burası D. Anadolu Bölgesindeki en önemli yaklaşık 23-25 km.si kayalık alanlar oyularak su geçirilmiştir. Depremlerin tekrarlandığı bir bölgede varlığını koruması kanalın kaya içinden geçirilmesi, sağlam destek duvarlarının güçlü oluşunun etkisini göstermektedir.
Manua Kanalı'nın suladığı verimli topraklara ekilen meyve ve sebze bahçeleri; Harabedar Mevki'inin güney-doğusundaki Kadembastı'da yaklaşık 3 km. uzunluğunda 2 km. genişliğe sahip yarım aya benzeyen Kadembastı'daki arazi yapay teraslar halinde düzenlenmiş 6 km2'lik bu arazi toprak taşınarak destek duvarlarda inşa edilmiş, ayakla sıkıştırılmıştır. Böyle kullanılır hale getirilmiştir. Osmanlı Devleti döneminden beri bölge halkı buraya "Uğurlu Yer", "Uğurlu ayak basılan yer" anlamına gelen "KADEMBASTI" adını vermektedir. Destek duvarlarının en yüksekliğinin Kadembastı mevkiinde olup yüksekliği etkileyici bir görünüme sahiptir. Duvar taşları ana temel kaya üzerine oturtulmuş birleştirici malzeme olarak kilin kullanıldığı görülmektedir.
Güneşin akşam üzeri batışına değin ışınlarından faydalanılarak uzun ve meyve bahçelerinden sağlanan meyveler Van bölgesindeki en olgun ve Lezzetli olanlarıdır. Kral Menua Kanalı'nın (Şamram kanalı) Kadembastı destek duvarlarındaki 5 yazıtında birinin içeriği oldukça farklıdır. Duvarın üstündeki büyük bir taş üzerine iki kez tekrar edilen ve iki satırdan oluşan yazıtta aşağıdaki ifade okunmaktadır.
"Bu bağ, Menua'ın kızı Tariria'nındır. Adı "TARÎRÎA BAĞIDIR"
Kadembastı'da Menua'nın kız için diktirdiği üzüm bağları; burayı gerçek anlamda bir cennete çevirmiş olmalıdır.
Van'ın 14 km. güney batısında kalan Kadembastı Zümrüt gibi yeşilliği ile başkent Van Kalesi kayalığından bile tüm ihtişamiyle görülmektedir.
Ünlü Türk Seyyahı Evliya Çelebi'ninde belirttiği gibi, Van kalesindeki yapıların bütün pencereleri Edremit sahrasında bulunan yemyeşil bağ ve bahçelere bakmaktadır. Buradaki meyve bahçeleri ve Üzüm bağları birçok seyyah ve araştırmacı tarafından büyük bir övgü ile anlatılmaktadır. Günümüzde bile Van Gölü'nün güney kıyısındaki en güzel dinlenme yerini Kadembastı mevkiindeki meyve bahçeleri oluşturmaktadır. Akşam üzeri Van Gölü'nün Masmavi sularında batan güneş hiçbir yerde bu kadar doyumsuz ve efsanevi bir güzelliğe sahip değildir. Hatta bu mevkideki asma bahçeleri (Tariria adına dikilen) Asur kraliçesi Semirumis'in dünyanın 7 harikasından biri sayılan ünlü asma bahçeleriyle denkleştirilmektedir.
Evliya Çelebi seyahatnamesinde; "Van'ın mesire bağları, Van kalesi'nin kıble tarafından hendek aşırı mezarlığa gelince, Edremit kasabasının bağları dahil; uzunluğu ve genişliği (8) er saat olan Van sahrası; bağ, bahçe, ağaçlık, gülistan dır ki; bağlar hakimi, su defteri mucibince 26 bin katardır. Su beyine su aldığı için, su öşürü verirler Bu bağların içine insan girse kaybolur. Her bağda bir akarsu, havuz Şadırvan sıçramaktadır. (Havuzların bazıları şimdi dahi bahçelerde mevcut) Her birinde bir güzel köşk vardır" demektedir.
Kadembastı'daki , asma bahçeleri ve meyve bahçeleri konusundaki en eski bilgiler; Urartu Kralı İzpuini (Yakl. Öl. M.Ö. 830 veya 810) dönemine rastlamaktadır.
ALNİUNU KENTİ VE TAŞ ATÖLYESİNİN KEŞFİ
Van kalesinin batı ucundan kuzeye doğru uzanan ve Sardur Burcu ya da Madır Burcu olarak tanımlanan yapının I. Sarduri tarafından yaptırılan 47.00 m. x 13.00 m. boyutlarındaki dikdörtgen planlı yapı, 3-4 m. uzunluğunda, l m. kalınlığında ve her biri ortalama 8-10 ton ağırlığında olan kreç taşları ile örülmüştür. Bu burcun; bir liman uzantısı mı, yoksa Van gölüne 1.5 km. mesafede, kalenin batı kesimini koruyan bir stratejik alan mı, veya bir Urartu tapınağı mı olduğu bugün bile anlaşılamamıştır.
Bugünkü bilgilere göre Sardur Burcu yazıtında; taşların Alniunu kentinden getirildiği belirtilmektedir. Adı geçen kent ve kreç taşı ocakları, atölyesinin yıllarca araştırılmasına rağmen yeri saptanamamıştır. C.F. Lehmann-Haupt, bu taşların Malazgirt'ten Van Gölüne buradan da sallarla kaleye getirildiğini Alniunu Kenti'nin Malazgirt olabileceğini ileri sürmüştür. C.A. Burney ise Alniunu kentinin Erciş olduğu Deliçay (Haydarbey-Alibey) kalesi limanından Van gölü üzerinden taşındığı sonucuna varmıştır.
M.Ö. I. Yüzyılında Urartu mimarlığının seçkin örneklerini yansıtan saray, tapınak, kale duvarları, binaların yapımında kullanılan, oldukça sert, sarımtırak renkli kireç taşları iki büyük taş ocağı merkezinden elde edilmiştir. Bunlardan biri Van'ın merkez köyü Çoravanis (Kavuncu) yakınlarında, ikincisi ise Van Ovasının güney ucunda bulunan Edremit (Yani Sarmansuyu) ve çevresidir.
Edremit çevresinde ise batıda Van Gölü kıyısından, doğuda Köroğlu tepesine dek yaklaşık 13 km.'lik bir alanı kapsıya kaya toplulukları arasında kreç taşı yığışımları göze çarpar. Van kalesi, Çavuştepe (eski Sardurünili) gibi anıtsal kalelerin de yapımına gereç sağlayan taş ocakları ve atölyelerin önemlileri "Edremit", "Alniunu", "Harapköy", "Tep", "Sıvakerek" (Ayazpınar), "Aşağı Zivistan" (Elmalık) ve "Köroğlu Tepe"sidir.
M.Ö. 8. yüzyılda Urartu'larca Çavuştepe kalesinin sur duvarları, tapınak ve anıtsal yapılarda kullanılan sert ve sarımtırak renkli kreçtaşları; Zivistan (Elmalık)'nın güney doğusunda Köroğlu Tepesi (2294 m.) taş ocaklarından götürülmüştür. Köroğlu tepesinin güneybatı yamacında yontulmuş 8-10 tonluk ağırlıkta büyük olan. dikdörtgen kreçtaşı bloklar üzerinde kesilme işlemi yapılmış yarım kalmıştır. "V" biçimli ikiye ayırma, çalışması ile halen yaşamaktadır.
Köroğlu tepesinde Prof.Dr. Oktay Belli "bu bulgular görüşümüzü desteklemektedir" demektedir.
Edremit ve çevresindeki taş ocakları ile taş atölyelerinin, M.Ö. 9. yüzyılın ortalarında Urartu Krallığı, Van Kalesi yapılarında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Edremit'in hemen güneydoğu yamacında, yayvan tepe üzerinde oldukça büyük bir taş atölyesi ile yerleşme merkezinin varlığını Prof. Dr. Oktay Belli "saptamış bulunmaktayız" ifadesi ile aynı yörede yarım kalmış 4-5 ton, 1.5-2 m. uzunluğunda l m. yüksekliğinde 80 cm. genişliğinde çok sayıda taşın Van Kalesindeki sardun (Madır burç) burcu kireçtaşı bloklarının benzerlerini oluşturmaktadır. Alniunu kenti taş atölyesi olarak tanımlanan Taş kale civarı; Van kalesinden 17 km. mesafede olması, Van ovasından yüksek bir yamaçta bulunması, Van Gölü'ne kolayca indirilmesi, Van Kalesine taşınmasını kolaylaştırmıştır. Alniunu Kenti taş atölyesi, Van-Edremit karayoluna toprak bir yolla bağlıdır. Taş atölyesinin işlenmiş taşları ortaçağda gömüt taşı, manastırların yapımında kullanıldığı, çevrede bulunan manastır kalıntıları, gömüt taşları üzerindeki haç işaretleri doğrulamaktadır. 10 yıl önce kurulan kireç üretme ocağı; yerleri merkezi ile taş atölyesindeki yıkıma neden olmuş, hız kazandırmıştır. Edremit Harapköy (1900 m.) Tepe'ye uzanan dalgalı arazi yoğun kireçtaşı damarlarına sahiptir. Harapköy civarında işçilikleri bitirilmeden yarım kalan dağınık kireç taşları görülmektedir. Edremit Alniunu taş atölyesinin yanı başında büyük taşlardan örülen 11 m. uzunluğundaki sur duvarında herhangi bir bastikan çıkıntısı görülmemektedir, l m. yüksekliğindeki duvarın taşları kabaca düzeltilmiştir. Bu set kentin, savunma yönünden zayıf bir kısmını oluşturur. Duvar kalıntılarının Urartu Kralı İşpuini (M.Ö. 830-810) dönemine rastlayan ve daha eski bir tekniği yansıtmaktadır.
Van Kalesindeki Sardur Burcu taşları M.Ö. 9.yüzyılın ortalarında bilinen en eski yapısıdır. Bu burçların üzerindeki yazılarda da; taşların Alniunu kentinden getirilerek yapı inşa edilmiştir. Burçtaki yazıtların metni şöyledir: Büyük kral Lutipri'nin oğlu, güçlü, kral, evrenin kralı, Nauri Ülkesi'nin kralı, eşi bulunmaz kral Savaşmakdan korkmiyan, hayranlık uyandıran çoban, kendine boyun eğmiyenleri kendine bağımlı kılan kral Sarduri'nin yazıtı. (Ben) Lutipri'nin oğlu, krallar kralı, bütün krallardan haraç alan Sardur (un). Lutipri oğlu Sardur böyle söyler. Ben bu taş blokları, Alniunu kentinden getirdim. Bu duvarı ben yaptırdım.
Bu Urartu Krallığının ilkyarılı belgesini oluşturur. Ancak yakın zamanda açılan kireç ocağına gereç sağlayan marinaların yıkım sonucunda parçalanan kireç taşı üzerindeki çivi yazısı ilginç bir buluntudur. Kapı girişi kentin kuzeydoğusundadır. Genişliği 4 m. kapı girişinin yanlarında bulunan surun ön yüzü yıkıma uğramasına karşın, arka yüzü belirgin olarak görülmektedir. Kapının iki yanı taş bloklarla özenle örtülmüştür. Taş temeller l .60 m.. yüksekliğinde 4 taş dizisinden oluşmaktadır. Taşduvar ile kerpiç duvarı birleştiren iki yassı sall taş (Loyter) dizisinden sonra, kerpiç duvar kalıntısı bulunmaktadır. Yarım kalan taşlar üzerinde, Urartu taşçı kalemleri, murç, taş işçiliği konusunda bilgi edinmemizi sağlamaktadır. Taşların tüm işçiliğinin adı geçen Alniunu taş atölyesinde tamamlandığı kanıtlanmaktadır.
Alniunu taş atölyesinin ne zaman, ne şekilde çalışmalarının terk edildiği bugün çözümlenememiştir. M.Ö. 7. yüzyılda çalışmalarını durdurdukları sanılır. Çünkü 8. yüzyılda Çavuştepe, 7. yüzyılda Urartu'ların ikinci başkenti Toprakkale ve Çoravanis gibi, yerleşim merkezlerinin kurulması buraların önem kazanması sonucunda, Alniunu taş atölyesi etkinliğini yitirmiş olmalıdır. Yeni bir kazı bu taş ocağına açıklık getirebilir.
Sonuç olarak Alniunu Kenti taş atölyesi M.Ö. l.bin yılın başlarında Urartu'ların Van bölgesinde ve Doğu Anadolu Yüksek yayınlarındaki en büyük taş atölyesidir.
Alniunu Kenti Taş Atölyesi; Bugünkü Kıztaşı diye bilinen ve Taş kaleden kopup ayrıldığı sanılan Taş Kaleden başlar, güney-doğuya doğru uzanan alanı kapsar.
YAZILI KAYNAKLARA GÖRE MENUA (SEMİRAMİS/ŞAMRAM) KANALI VE ASMA BAHÇELERİ
Menua (Semiramis) sulama kanalı ve çevresindeki asma bahçeleri konusunda en eski ve ayrıntılı bilgiyi M.S. 5. yüzyılda eserini yazan Ermeni tarihçi Khorene'li Movses'den öğrenmekteyiz. Khorene'li Movses, efsaneleşen Menua (Semiramis) Sulama Kanalı'nın nasıl yapıldığını ayrıntılı bir şekilde anlatarak, günümüze kadar gelmesini sağlamıştır.
...Ninive hakimi Ara, Assur kralı Ninus'un ölümünden kısa bir süre önce Assur'u yönetti. Ülkesi, tıpkı babası Ninus'un zamanında olduğu gibi,aynı şekilde Ara'mında güvenini kazanmıştı. Ama Aranın güzelliğini yıllardır duyan şehvet düşkünü ve utanma nedir bilmeyen Şamiram onun aynına gelmek istedi. Kocası Ninus'un ölümünden sonra Şamiram Ara'ya armağanlarla birlikte elçiler gönderir. Ara ise Kraliçe ile evlenmeyi reddeder. Bundan sonra Şamiram, Ara'yı yenmek bir orduyla çıkar gelir. Ancak çarpışma sırasında Şamiram'ın umutsuzca aşık olduğu Ara ölür. Şamiram. "Tanrılarına Ara'nın yaralarını yalayarak iyileştirmelerini emredeceğini" söyler. Tanrılar yardım edemediğinden şamiram Saraydaki adamlarından birini ölen Ara'nın yerine geçirir. Ve onunla Aras Ovasmda mutluluk içinde ve krallar gibi bir hayat sürdürür. Bu evlilikten de Kardos adlı bir çocuk doğar.
Şamiram bir çok yeri dolastıktan sonra, doğu tarafından Acı (Tuzlu) Gölü'ne gelir ve göl kıyısında uzunlamasına duran dağı (Kayalığı) görür. Batıya doğru uzanan bu dağın kuzey kesimi alçaktır. Ve güney kesimi de göğe yükselerek, sarp bir kayalık şeklinde aniden alçalmaktadır. Kayalığın güneyinde ve dağın doğusunda göl kıyısına doğru alçalan ve bir yöne dönüşen geniş bir vadi uzanmaktadır; vadide dağlardan derelere gelen ve kaynaklardan zengin bir şekilde fışkıran içme suyu bulunuyordu.
Erkek düşkünü aşık Şamiram herşeyi iyice kontrol eltikten sonra. Assur'dan ve diğer boyun eğdirilen ülkelerden tam bir çekirge sürüsü gibi onikibin işçi ile altıbin taş, ağaç, baır ve demirci ustasının getirilmesini emretmistir.
Birkaç yıl içinde bronz (bakır) kapılı ve oldukça güçlü duvarlarla çevrili muazzam bir inşaatı tamamlattırmıştır. Şamiram kentte çesitli renkteki taşlardan iki-üç katlı, bazı kısımları balkonlu bir çok giizel bina yaptırmıştı. Geniş güzel sokakları bulunan kentin ortasında şahane bir şekilde döşenmiş hamamlar inşa ettirmişti. Kentte deredcn çeşitli amaçlar için, park ve bahçelerin sulanması amacıyla bir kol getirmişti. Nehrin öbür kısmını, kentin yakınındaki arazilerin sulanmasi için, gölün sol ve sağ kıyısından sevk etti. Kentin doğu, kuzey ve güney yanlarını bir çok yapı ve meyve bahçeleriyle gölge veren ağaçlardan koruluklar, şahane üzüm bağları ve terasları bahçelerle süslenmiş ve buralara birçok insan yerleştirmişti. Kayalık kısmın üstünde bulunan kentte yapılan bütün bu olağanüstü işler. birçok kimscnin tahayyül ve tarif edemeyeceği kadar giizel şeylerdi.
Ayrıca kimsenin tırmanamayacağı tepeyi duvarlarla çevirdikten sonra, orada esrarengiz bir saray ve insana dehşet veren öyle bir kale yaptırdı ki, içerde yapılan şeylerin ve olup bitenlerin ne olduğunu her hangi bir kimseden öğrenmek kesinlikle mümkün olmadı. Onun için biz de size bunları tarif edemiyor, sadece rivayete göre çok şahane şeylermiş demekle yetiniyoruz.
Kalenin doğu kesiminde, demirin bile iz bırakamayacağı kadar sert olan yiizeyinde yatak odalarından ve kayalara işlenmiş uzun odalardan oluşan çeşitli sarayları kayalara oydurtmuştu. Kalemlc balmumu üzcrinc yazar- gibi, kaya duvarının tiim yüzeyinc çok sayıda yazı işaretleri oydurtmuştu. Bu kayanın görünümü dahi bakanları şaşkınlığa düşürmektedir.
Efsanede sozü edilen Şamiram (Semiramis), Assur kralı 5. Şamsiadad'ın (yakl. ol.M.Ö. 823-811) karısı olan ünlü Babil Kraliçesi Sammuramat'tır. Sammuramat, kocası genç yaşta öldükten sonra, yaşı küçük olan Assur Kralı III. Adadnirari'nin (yakl. ol. M.Ö. 810-783) vasisi olarak 5 yıl hüküm sürmüştür. Bu kraliçe döneminde Babil'in gelenekleri Assur'a girmiştir. Bundan da önemlisi Semiramis, dünyanın yedi harikasından biri olan "Asma Bahçeleri"yle ün kazanarak tarihe geçmiştir.
Kraliçe Sammuramat'ın M.Ö. 810 yılında kocası öldükten sonra hüküm sürdüğü yıllar, Urartu Kralı Menua'nın (yaklaşık öl. M.Ö. 810-786) ünlü sulama kanalı ve asma bahçelerini yaptırdığı yıllara rastlamaktadır. Yani Kral Menua sulama kanalını babası Işpuini ve oğlu İnuşpua ile birlikte ortak olarak yaptığı krallık döneminde değil.yalnız başına hüküm sürdüğü 810 yılından sonra yaptırmış olmalıdır. Çünkü Kanal ile ilgili olarak bırakmış olduğu 14 yazıtta da sulama kanalını inşa cttircnin yalnızca kendisi olduğunu özellikle vurgulamaktadır. Khorane'li Movses'in de belirttiği gibi sulama kanalının ve kanal boyunca yapılan diğer inşaatların bir kaç yıl içinde tamamlandığı anlaşılmaktadır.
Kraliçe Semiramis'in efsanelere konu olan ve dünyanın yedi harikasından birini oluşturan ünlü asma bahçeleriyle, Kral Menua'nın kızı Tariria için bugünkü Kadembastı Mevkii'nde yapay teraslar halinde yaptırdığı ünlü asma bahçeleri arasında ne gibi bir tarihsel ve sosyal ilişkinin bulunduğunu, yazılı belgelerin eksikliği yüzünden şimdilik kesin olarak bilemiyoruz. Çünkü bugüne değin Urartu kale, saray ve tapınaklarında yapılan arkeolojik kazılarda, Urartu dini, mitolojisi ve sosyal konular hakkında bilgi veren çivi yazılı belgeler henüz bulunamamıştır. Öte yandan efsaneleşerek günümüze kadar halkın dilinden düşmeyen Kraliçe Semiramis ile Kral Menua arasında herhangi duygusal ilişkinin olup olmadığını bilemiyoruz.
O dönemde amansız bir can düşmanı olan bu iki krallık arasında efsanelere konu olarak böylesine duygusal bir ilişkinin varlığını günümüzde anlamak ve yorumlamak oldukça güçtür. Belki de Urartu halkı kendi krallarının kahramanlığını ve yapmış olduğu imar faaliyetlerinin olağanüstü nitelikte olduğunu kuşaktan kuşağa aktarmak için haklı olarak efsaneleştirmek istemiştir. Efsaneleştirmek isterken de, güneyde yer alan Assur Devleti'nin dul kraliçe Semiramis'in dillere destan olan asma bahçeleriyle Kral Menua'nın asma bahçelerini özdeşleştirmiştir. Ancak bilinen bir gerçek varsa, o da Kral Menua'nın Kadembastı Mekii'ni teraslar halinde düzenleyerek yapmış. olduğu asma bahçeleriyle burasını gerçek anlamda bir cennete çevirmiş olduğudur. O dönemde dillere destan olan böylesine olağanüstü bir güzellik karşısında halk, ister istemez Kral Menua ile dul olan Assur kraliçesi arasında efsaneleşecek bir aşk öyküsünü yaratmış olmalıdır. Çünkü halk üç tarafı fazla yüksek olmayan basık tepelerle çevrelenen ve kuzeybatıda Van Gölü'nün cam göbeği gibi mas mavi sularına kadar teraslar halinde diizenlenen Kadembastı Mevkii'ndeki asma bahçeleriyle yaratılan bu eşsiz ve olağanüstü giizelliğin, ancak ölümsüz bir sevgiyle mümkün olabileceğine inanmış olmalıdır. Urartu Krallığı'nın yıkılmasından sonra da Kadembastı Mevkii'ndeki ünlü asma bahçeleri ve ölümsüz aşk öyküsü , tüm Doğu Anadolu Bölgesi'nde kuşaktan kuşağa,dilden dile anlatılmıştır.
Urartu Krallığı'nın yıkılmasından yaklaşık 1100 yıl sonra Khrone'li Movses kuşaktan kuşağa anlatılarak aktarılan bu aşk öyküsünü kaleme aldığında, efsanenin konusunun ve kahramanlarının değiştiğine tanık olmaktayız. Krallığın başkentliğini yapan bugünkü Van Kalesi kayalığının Urartu kralı I. Sarduri (yakl. ol. M.Ö. 840-830) tarafından yaptırıldığını kanıtlayan aynı içeriğe sahip altı adet çivi yazılı inşa yazıtı, anıtsal Sardur Burcu (Madır Burcu) taşlarının üzerinde bulunmasına karşın. kalenin inşaası Assur Kraliçesi Semiramis'e atfedilmiştir.
Ayrıca teraslı bahçelerin ve sulama kanalının inşasının da yine aynı kraliçe tarafından yaptırıldığı iddia edilmektedir. Oysa Urartu Kralı Menua asma bahçesini kızı Tariria,sulama kanalını da kendi adına yaptırdığını bırakmış olduğu toplam 14 adet çivi yazılı kitabeyle kanıtlamaktadır. Kral Menua daha sonra meydana gelecek olayları sezerek bıraktığı çivi yazılı kitabelerinin sonuna "Her kim bu kanalı tahrip ederse ve bir başkasına bu kanalı ben yaptırdım diye iddia ederse, tanrılar tarafından mahvedilsin, güneş ışığından yoksun edilsin" diye beddua etmektedir. Kral Menua'nın gelecekten duymuş olduğu kuşkularında ne kadar haklı olduğu kolayca anlaşılmaktadır. Menua'nın koydurtmuş olduğu bu kesin kurala kendisinden sonra gelen tüm Urartu Kralları tarafından harfi harfine uyulduğu görülmektedir. Çünkü kanal boyunca Menua'nın yazıtlarından başka diğer Urartu Krallarına ait en küçük bir onarım yazıtı yoktur. Efsanede değişmeyen ve bizim için önemli olan konuları şu şekilde özetleyebiliriz.
Van Gölü'nün doğu kıyısında yer alan ve Urartu Krallığı'nın başkentliğini yapan bugünkü Van Kalesi "Acı (Tuzlu) Gölün kıyısında doğudan batıya doğru uzanan kuzeyi alçak, güneyi ise dimdik sarp kayalıklarla göklere yükselen tepe" şeklinde doğru bir şekilde anlatılmıştır. 10. yüzyıldan itibaren bir çok İslam Coğrafyacısı gibi ünlü Türk Seyyahı Evliya Çelebi de, Van Gölü suyunun acı ve tuzlu olduğunu yazmaktadır. Van Kalesi kayalığının yaklaşık 50 km. güneyinde yer alan bugünkü Gürpınar Ovası'ndaki arazinin yüzey şekilleri ve bu ovada bulunan kaynaklar "kayalığın güneyinde ve dağın doğusunda göl kıyısına doğru alçalan ve bir yara dönüşen geniş bir vadi uzanmaktadır; vadide dağlardan derelerle gelen ve kaynaklardan zengin bir şekilde fışkıran içme suyu bulunuyordu" cümleleriyle oldukça gerçekçi bir gözlemle betimlenmiştir.
Doğu Anadolu Bölgesinde çok ağır geçen kış koşulları yüzünden çalışma süresi 4-5 ay arasında değişmektedir. Bu yüzden birçok Urartu Kralına ait çivi yazılı belgeden de öğrendiğimize göre, başka bölgelere yapılan askeri seferlerde sayıları onbinleri bulan insanlar sürülerek Urartu Krallığı'nın merkezini oluşturan Van Bölgesi'ne getirilmiştir. Hiç kuşkusuz bu insanlar kalelerin kurulmasında, barajların yapılmasında ve sulama kanallarının açılmasında da çalıştırılmaktaydılar. Ayrıca taş kabartmalar ve bronz levhalar üzerindeki resim sahnelerinde, Urartu yapılarının birden çok katlı oldukları görülmektedir. Bronz işçiliğinde olağanüstü başarı gösteren Urartular, Van Kalesi'ndeki saray, tapınak ve kral mezar odalarının kapılarını bakır (bronz) levhalarla kaplamışlardı. Buyüzden Khorene'li Movses'in başka bölgelerden toplam 18.000 ustanın getirildiği ve iki-üç katlı binaların inşa edildiği konusunda verdiği bilgilerin abartılı olmadığı anlaşılmaktadır.
Kente kanallarla getirilen su, inşa edilen mimari yapılar ve teraslar halinde yapılan üzüm bağları ise şöyle anlatılmaktadır; kente dereden çeşitli amaçlar için, park ve bahçelerin sulaması amacıyla bir kol getirtmişti. Nehrin öbür kısmını, kentin yakınındaki arazilerin sulanması için gölün sol ve sağ kıyısına sevk etti. Kentin doğu, kuzey ve güney yanları büyük yapı ve meyve bahçeleriyle gölge veren ağaçlardan koruluklar, şahane üzüm bağları ve teraslı bahçelerle süslenmiş ve buralara bir çok insan yerleştirmişti.
Gerçekten de anlatılan arazi, Van Kalesi kayalığının çevresindeki araziye ve Kadembastı Mevkiindeki teraslı üzüm bağlarına tümüyle uymaktadır. Ayrıca Van Kalesi kayalığının çevresindeki sivil yerleşim merkezine ait yapılarda, yine efsanede anlatıldığı gibi, kuzey, güney ve doğu kesimde yer almaktadır.
Khoroneli Movses'ten sonra Menua (Semiramis) sulama kanalı çevresindeki üzüm bağ ve bahçeleri konusunda en ayrıntılı bilgiyi 17. yüzyılın ortalarında Van'ı ziyaret eden ünlü Türk Seyyahı Evliya Çelebi'den öğrenmekteyiz.
Evliya Çelebi kanalın suladığı Edremit'teki bağ ve bahçelerin, bölgenin en ünlü mesire yeri olduğunu belirterek şu ilginç bilgiyi vermektedir:
...Van Kalesi'nin kıble tarafında0ki Hendek Aşın Mezarlığı'nı geçince Edremit Kasabası'na kadar uzanan, uzunluğu ve genişliği sekizer saat olan Van sahrası bağ,bahçe, ağaçlık gülistandır ki, bağlar hakimi su beyinin defterinde yirmialtı bin kadar kayıtlıdır. Su beyine su aldığı için su öşürü verirler. Bu bağların içine insan girse kaybolur. Her bağda bir akarsu,havuz, şadırvan fışkırmaktadır. Her birinde güzel bir köşk vardır...
Meyvelerinden oniki türlü al yanaklı tekbâni, cangülü, seylâni, zafranı, şamî adlı elmaları gayet lezzetli ve suludur. Hatta elması o kadar çok olur ki, gezintiye çıkanlar birbirleriyle elma cengi yaparlar. Sulu üzümü, abbasi ve meleçe armutları meşhurdur... Sergüloğlu ve şirek adlı bağlarının üç gün kalmış helâl şırası insan vücudunda safi kandır...

Evliya Çelebi'nin de belirttiği gibi, Şamram Kanalı'mn suladığı Van Kalesi'nin güneyi ile Edremit arasında kalan arazide yer alan bağ ve bahçelerin içine insan girse kaybolurmuş. Doğu Anadolu Bölgesi'nin ağaçtan yoksun olan kıraç bölgelerine kıyasla Van'ın cennet gibi bağ ve bahçeleri dillere destan olmuştur. Bu yüzden "Dünyada Van, ahirette iman" deyimi, halk arasında Van'daki bağ ve bahçelerin kazanmış olduğu önemi açık bir şekilde yansıtmaktadır.
Evliya Çelebi'den 150 yıl sonra Van'ı ziyaret eden P. Amedee Jaubert ise, Khorone'li Movses'in anlattığı üzüm bağ ve bahçelerinin etkileyici atmosferini bulamadığı için, düş kırıklığına uğramıştır. P.A.Jaubert izlenimlerini şu şekilde ifade etmektedir:
...Kent, zengin insanların oturduğu zarif yapıların yükseldiği bahçelerle çevrili. Ancak pek çok derenin suladığı meyve bahçelerinin ve muhteşem ağaçların gölgelerinin büyüsü artık yok...
Fransız Asya Araştırma Cemiyeti Üyesi F. Edward Schulz'un 1826-28 yılları arasında Van'da yapmış olduğu araştırmada, ilk kez Menua/Semiramis Kanalı üzerindeki çivi yazılı inşa yazıtları bilim dünyasına tanıtılmıştır. Hatta Schulz makalesinde Van'ı Semiramis'in kenti olarak tanımlamaktadır. Menua'nın kızı Tariria için yaptırdığı üzüm bağları ile ilgili yazıtı da yayımlayan F.E. Schulz, o zamana değin yalnızca efsanede yaşayan Semiramis Kanalı üzerinde gizem perdesini ileride, kalkmasını sağlayacak ilk bilimsel adımı atmıştır. Bundan sonra Van'ı ziyaret eden J. Münsch, Müller-Simonis gibi araştırıcılar, Van Kalesi'nin güneyi ile Şamram Kanalı arasında kalan bağ ve bahçelerden söz etmektedir. Müller-Simonis'in yapmış olduğu haritada, bağ ve bahçelerde oturan nüfus tümüyle müslümanlardan meydana geldiği görülmektedir.
19. yüzyılın sonunda Van Bölgesi'nde. Urartu Krallığı'na ait mimarlık anıtları ve çivi yazılı inşa yazıtları konusunda ilk bilimsel araştırmalar, W. Belek ve C.F. Lehmann-Haupt tarafından başlatılmıştır. Diğer Urartu eserleri gibi Menua/Semiramis Kanalı ve inşa yazıtları konusundaki ayrıntılı ve bilimsel araştırma da, bu iki yazar tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu iki bilim adamı, Kral Menua'nın kızı Tariria için yaptırdığı asma bahçelerinin bugünkü Kadembastı Mevkü'nde yer aldığını saptamışlardır.
Ne yazık ki Van Bölgesinde sık-sık çıkan isyanlar ve 1. Dünya Savaşı'nda Van'ın Ruslar tarafından işgal edilmesiyle birlikte, müslüman halkın başka bölgelere göç etmesi yüzünden dillere destan olan asma bahçeleri tahrip olmuştur. Şamram Kanalı'nın suladığı bağ ve bahçeler bakımsızlık yüzünden tahrip olmasına karşın değişmeyen tek gerçek, Van Ovası'na su tanımayı sürdüren Şamram Kanalı ve bununla ilgili halk inancıdır.
İlginçtir ki Menua Sulama Kanalı, günümüzde bile bölge halkı arasında tıpkı efsanede geçtiği gibi Şamram Kanalı adıyla yaşamaya devam etmektedir. 1946 yılına kadar yapılan haritalarda ise "Semiramis Arkı/Kanalı" olarak gösterilmektedir. Van Bölgesi'nde hiçbir yer ismi, Şamram Kanalı gibi binlerce yıldan beri değişmeden varlığını sürdürememiştir.
Kanal'ın yapıldığı tarihten itibaren geçen 2800 yıllık bir süre içinde Van Bölgesi yüzlerce şiddetli depreme uğramasına karşın, Menua Sulama Kanalı sanki modern teknolojik araçların yardımıyla yeni yapılmış gibi hizmet vermektedir. Van Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğü'nün yapmış olduğu küçük onarımlar, kanalın özgünlüğünü kesinlikle bozmamıştır. Zaten kanalın çevresinde oturan halk da, Van Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğü'nün yapmış olduğu onarımlarda kanalın tümünü betonla kaplanmasına şiddetle karşı çıkmıştır
Günümüzde bile Menua Sulama kanalının en güzel yerini,son bir asırdan beri artık asma bahçeleri olmasa da, yine Kadembastı Mevki oluşturmaktadır. Kadembastı Mevki'nin çevresinde yer alan meyve bahçeleri, efsaneleşerek dillere destan olan asma bahçelerinin izlerini hâlâ canlı bir şekilde yansıtmaktadır. Akşamları Kadembastı'nın çevresinde yer alan meyve bahçelerinden batı yönüne bakıldığında, Van Gölü'nün masmavi sularında kaybolan güneşin çevresine yaydığı insanları duygulandıran coşku ışınları, yüzlerce yıldan beri yaşayan ölümsüz aşk efsanesinin tanıklığını yapmaktadır.
Eskiden olduğu gibi günümüzde de tarla ve meyve bahçelerine hayat veren yine Şamram Kanalı'nın sularıdır. Şamram Kanalı'nın suladığı sebze bahçelerinde yetişen ve çok lezzetli olduğu için aranılan fasulye,tüm Van Bölgesi'nin ihtiyacım karşılamaktadır. Van Bölgesi'nin en büyük meyve ağacı yetiştirme fidanlığı da, Evliya Çelebi'nin büyük bir övgüyle anlattığı Van Kalesi'nin güneyi ile Edremit arasında kalan Şamram Kanalı'nın suladığı arazide yer almaktadır. Günümüzde sevilerek sık-sık söylenen halk türkülerinde "Edremit Van'a bakar, içinden Şamram akar" dizeleri, halkın sosyal ve ekonomik yaşamında Şamram Kanalı'nın oynamış olduğu can alıcı rolü açık bir şekilde göstermektedir.

 
radyo dinle | ingilizce tercümesi | adresleri | bilgisayar kursu | online müzik dinle | mutluluğun resmi

bilgi yarışması | uzaktan eğitim | iq testi | anlamı nedir | kokoreç | ne demektir

Tüm Hakları Saklıdır © 2007 - 2009 & Soner Erdeviren - ERDEVİREN İnternet WEB Reklamcılık